kitaplarımız...
Baskı aşamasını tamamlamış ve kitapevleri raflarında yerini almış olan kitaplarımızı bu sayfadan aşağıda yer alan panellerden izleyebileceksiniz.
• Eser Adı: Ağıt
• Yayınevi : Sarissa Yayınları
• Yazar : Erdal İrfan
• Basım Tarihi : 2010
• Sayfa Sayısı : 176
• Kitap Boyutu : 13.50*21.00
• ISBN : 978-9944-188-29-6
• Ederi : 10 TL
Özgeçmiş
adam olacak çocuk
bana doğum sancıları
çekerken annem
gündelikçiymiş tarlalarda
iki büklüm on iki saat
beş kuruşa
sancılanmış
bir aksam üzeri
eve götürmüşler apar topar
köyün yaşlı ebesi gelmiş
bağrışmalar, koşuşmalar
sonra nur topu gibi
bir erkek doğdu demişler
herkeste bir sevinç
anama tebrikler
üç dört saat sonra
davul zurna sesi
zavallı anam
kendine sanmış bu töreni
sonra kolundan tutup
balkona çıkarmışlar
bir fener alayı varmış
bütün insanlar orada
koca köyde herkes
sevinç içindeymiş
zavallı anam ırgat anam
saf ve temiz köylü anam
anadolu anası...
'sağol ahmedim' demiş
Babama
“oğlumuz için yaptığın
bu güzel şölene”
gülmüş babam
sonra demiş ki
“hanım bugün
Cumhuriyet Bayramı
onun içindir bu fener alayı”
şaşkın anam
yine de “olsun” demiş
hayırlı evlat olacak
gelişinden belli...

• Eser Adı: Deli Poyraz
• Yayınevi : Sarissa Yayınları
• Yazar : Feyzullah Seçkin
• Basım Tarihi : 2010
• Sayfa Sayısı : 208
• Kitap Boyutu : 13.50*21.00
• ISBN : 978-9944-188-28-9
• Ederi : 10 TL
"Teknik Ressam olarak çalıştığım meslek yaşamımda, ekvatorun etrafını en az iki defa dolaşacak uzunlukta çizgi çizdim de; haksızlığın, adaletsizliğin, yoksulluğun ve kötü kaderin üstünü çizemedim" diyen Feyzullah SEÇKİN: 1953 yılının Mart ayında Sivas-Şarkışla-Ortaköy'de doğdu. Doğduğu ay gibi bazen ılıman bazen de fırtınalı bir yaşam geçirdi.
Kendisi gibi ozan olan babasının dostları olması dolaysıyla çocukluğu, yöresinin ozanları: Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet Özkan, Sefil Selimi, Aziz Üstün ve babasının dayısı olan Âşık Hasan (Yüzbaşığlu/Mihmani) gibi ustaların sazlı, sözlü muhabbetlerini dinleyerek geçti. Mahlâsını bu ustaların Feyzullah olan adını "Feyzi" diye kısaltarak çağırmalarından aldı.
Daha çok Mustafa Abdal Tekkesi’nde görevli "Baba"nın seferberlikte askere alınması sonucu, "Baba" olarak atanan, Âşık Veysel'e ilk sazını veren babası İbrahim nedeniyle, tekke kültürünün içinde yetişen; okur yazar olmadığı halde, birçok ozanın deyişlerini ezbere bilen, "Garaşıh" diye anılan dedesi Mustafa'dan etkilendi. Bu etki-lenmenin yanı sıra ilk Bektaşî öğretisini de dedesinden aldı.
Ortaokul ikinci sınıfa kadar Ortaköy'de öğrenim gördü. Daha sonra Sivas'a göç edildi. Öğrenimine Sivas'ta devam ederek Kongre Lisesi’nin edebiyat bölümünde okudu.
Sivas'taki yaşamında; resmi ve özel sektörde çalışırken, aynı zamanda uzun yıllar siyasî parti yöneticilikleri, sendikacılık, belediye meclis üyeliği gibi toplumsal görevlerde bulundu.
Mesleği İnşaat Teknik Ressamı olan ozan, Emekli olduktan sonra meslekî çalışmalarına yurt içinde çeşitli illerde ve yurt dışında (Rusya, Ukrayna, Türkmenistan) de-vam etti.
Halen Ankara'da yaşamını sürdürürken evli, bir erkek çocuk babası ve iki erkek torun dedesidir.
Önceki yıllarda da şiirler yazan ozan, 2003 yılından itibaren daha da yoğunlaşarak, bir “internet sitesi” kurdu ve yazdıklarını aynı gün burada yayınlamaya başladı. Eserleri aynı zamanda onlarca internet sitesinde ve çeşitli dergilerde de yayınlanmaktadır.
İlk yazdığı eserlerin bir kısmı Ozanlar Birliği'nin çıkarmış olduğu “Şiir Antolojisi 1 ve 2” ile Sivaslı Şairler Antolojisi “Güldeste”de ve son olarak; Dr. Doğan Kaya’nın hazırladığı beş ciltlik “Sivas Halk Şairleri” isimli kitapta yayınlanmıştır. Ancak “Güldeste” hariç diğer kitaplarda; bir yanlışlık sonucu, ilk yazdığı “çıraklık denemeleri” yer almış olduğundan, ozanın bugünkü olgunluk dönemini yansıtan şiirler olmadığı anlaşılmaktadır.
Ozan Feyzi, 16-18 Ağustos 2009 tarihlerinde yapılan: “46. Ulusal 20. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri” çerçevesinde düzenlenen “Hece Vezni Şiir Yarışması”nda “İncitme Dost” isimli deyişiyle “Birincilik Ödülü” almıştır. Ayrıca, internet ortamında düzenlenen tüm şiir yarışmalarında da okuyucu oylarıyla şiirleri birinci seçilmiştir.
Beş yüzden fazla eseri bulunurken, hece ölçüsüyle her konuda yazmakta ve eserlerinde “Feyzi” mahlâsını kullanmaktadır. “Halk Şairi” (Ozan) Feyzullah Seçkin, Türkçeye çok önem verdiği halde; uyaklardaki ses uyumu gibi nedenlerle, konuşulan Türkçe dışında, nadiren de olsa Osmanlıca sözcüklerden de (batı kökenli sözcükler hariç) yararlandığı görülür.

• Eser Adı: Düğüm Noktası-Kum Saat iMeydanı
• Yayınevi : Sarissa Yayınları
• Yazar : Ozan Fertelli
• Basım Tarihi : 2008
• Sayfa Sayısı : 116
• Kitap Boyutu : 13.50*21.00
• ISBN : 978-9944-188-05-0
• Ederi : 8 TL
Sanırım okunmaya başlanmadan önce kendimle ilgili bir şeyi açıklamam gerekiyor; pek önemli değil bir noktadan sonra ama her şeyi daha anlaşılır hale getirebilir. Gerçi böyle bir kaygım yok ama en azından okuyana “yalnız değilsin” mesajı verebilir bu anlamsız akışta. Uzatmaya gerek yok:
On iki yaşımdayken rengimin soluk hissedilmesi (annem tarafından) yüzünden kan tahlili yapıldı. Kana ve bedene rengini veren, oksijen taşımakla yükümlü hemoglobin adı verilen kan hücreleri azmış. Bu yüzden altı ayda 2-3 ünite olmak üzere kan almaya başladım. Kan kanserinden ve talesemiden ayıran özellikleri olduğu için başka bir isim konması gerekiyordu fakat hastalıktan ziyade adı sendrom olarak geçiyordu: Myledisplastik sendrom. Ya da kısaca MDS. Bu ad ya da sendrom, farkı bilmeyen on iki yaşındaki bir çocuk için (yeterince) ağır ve yoğundu. Tabi bunun sonunda yıllar sonra bu çocuğun:
“Hiçbir zaman yeterince yeterli değildir.” diye yazacak olması ironi. Tam bu zamanlarda tanrıya olan bilinçli isyan ve ayaklanmamın tohumları atıldı ve yazmaya başladım. Şiirle başlayan öykü hikâyeyle devam ediyor şimdilik ileride ne olacak göreceğiz.
MDS’nin Türkçe anlamı nedeni belli olmayan kan hastalığı ya da sendromu ne fark ederse. Bunun iyileşip normale dönmesi, her tür kan hastalığının nihai çözümü, tedavisi olabildiğince yüksek, ilik nakli ise çok zor bulunuyor. Bu ilik vericisi en yakın akrabalardan olabildiği gibi tamamen uzak yabancılardan da olabilir. Ablamın ilik dokuları %100 uyduğu için başka insanlardan arama şanssızlığını yaşamadık. Çoğunlukla yanımda ailem (annem, babam, ablam) vardı. En büyük destekçilerim ve tek yaşam dayanağımdılar. Bu ilik nakil olayının gündeme gelmesi, Türkiye’de doktorlardan tatmin olamayacak şeyler duyduktan sonra zar zor askeri atama sayesinde (babam GATA aracılığıyla) yurtdışında İngiltere’de, tedavi olanağı bulduk. 1994 yılında ve ileride ilik donörümün (ablamın) olası bir ilik verememe durumuna karşı onun iliği alınıp dondurularak saklandı ve ileriki yaşantımda, buna karar verilene kadar beklendi. 1994 yılından 2000 yılına kadar 2-3 yılda bir, duruma göre gidilmek suretiyle, çünkü bu sürede tıp gelişir de yeni bir tedavi ya da başka bir şey bulunur…
Direncin ve çalışkanlığın karşısında saygı duyulur Ozan. Direncini ve inancını kaybetme sakın seni seviyoruz.

• Eser Adı: Göç
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Necla Işık
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 112
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-02-9
• Ederi: 10 TL
Kitabınızı Vermont dönüşü aldım. Vermot’a bir toplantı için çağrılmıştım. Göl kıyısında şirin bir kentte kaldık. Karlı tepeler, sarışın, güzel insanların yaşadığı bir kent Burlinkton. Kış olmasına karşın hava da soğuk sayılmazdı. Bir lokantada kuskulu balık yedik. Kendi kendime ‘bu bulgur da nerelerden buraya göçmüş?’ diye düşündüm. Döndüğümde kitabınız Göç masamın üzerindeydi. Bu sabah şöyle bir göz atayım dedim. Elimden bırakmadım. Gerçekten (Bir masal Söz toplar) gibi yazıyorsunuz. Dünle bugün arasında zamansal ve tarihsel bir güvercin uçuruyorsunuz.
Yüreğinizden bir karaca fırlıyor. Duruyor zaman. Zaman sizde bir yaban gülü, bir çalılık gibi. Dörtnala gelenlere karşı onun daldasına gizleniyorsunuz. Ben, Göç’ü yaşadım, zorunlu göçtü. Bu buluşlar beni canevimde yakalıyor. Elinize ve yüreğinize sağlık. Uzun ve başarılı şiir yazmak kolay değil biliyorum. Siz bunu ne güzel başarıyorsunuz. Bir masal söz toplar gibi. Çocukluğumda her bahar yoksul kadınlar kırlara ot toplamaya çıkarlardı. O otlardan şifalı otlar yaparlardı. Her otun adını, tadını bilirlerdi. Kilis’in baharları nefis olur. Kurumuş pınarlar patlar birden bire. Her taraf çiçek çemen kesilir. İşte o ortamda ot toplayan kadınlar da bir masala söz toplar gibi çalışırlar. Siz de hemşerileriniz o kadınlar gibi sözcüklerle yapıyorsunuz aynı şeyi. Modern şiiri çok iyi bildiğiniz belli. Sizi kutlarım. Unutmayın ki zor bir işe soyunmuşsunuz. Kutsal kitabımızın ilk ayeti ikra-oku diye inmiş. Ama biz dünyanın en az okuyan toplumlarından biriyiz. Şiir okuyanımız hergün biraz daha azalıyor. Eğitim düzeyimiz, nitelik yönünden hergün biraz daha kan yitiriyorlar. Siyaset adamlarımız dünyanın en düzenbaz siyaset adamlarından. Hırsızlık, yalan, gericilik iktidarda Ve şairler, güzellik tutkunları ve şiir kitapları. Büyük kitlelerin ayak topuyla kilitlenişi. Böyle bir ortamda sizi anlayacak çok kişinin bulunması üzmesin sizi Ben son kitabım kıyısızlık’ın başına:
Dinleyenler yoktur diye
Boşuna söylenmiyor bu türküler
diye yazmışım. Evet, Necla Hanım, dinleyenler yoktur diye bu türküler boşuna söylenmiyor. Siz türkünüzü söylemeye devam edin.

• Eser Adı: Güz De Geçer
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Burhan Günel
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 316
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-06-7
• Ederi: 18 TL
"Güz de Geçer" e temel olan öykünün büyük bölümünü Baharten Yalım Gümüş ile Sevil'den dinledim; anlatımların bazılarına tanık oldum. Geri kalan bölümleri, Yalım'ın güncelerini yazdığı 'mavi kaplı ajanda'dan aldım ve anlatımın biçemine uyum saglamak amacıyla küçük değişiklikler yaparak metne kattım. Söz konusu metnin yeniden yaratma çabalarıyla roman bütünlüğüne ulaşabilmesi için biçemde, dilde, anlatım ve kurguda katkılarım oldu. Romanda anlatılanların gizemli çekiciliğinden uzak durmakta zorlandığım halde bu trajik öyküye olabildigince soğukkanlı bakmaya çalıştığımı söyleme gereği duyuyorum.
Roman kahramanlarından kimilerinin yüceldiğini, kimilerinin yerlerde süründüğünü görecek olan okur şaşırmamalı. Edebiyat iyidir. Bütün insanlık hallerini anlar ve içinde barındırabilir. Bir kalite, işkenceciye, rötkenciye, hırsıza, iftiracıya, dolandırıcıya, muhbire; insanlığın yüzkarası olan bu hastalıklı kimliklere ve benzerlerine hiç kimse edebiyatçı ve edebiyat kadar hoşgörülü, anlayışlı yaklaşamaz, Yaratıcılığa dayalı edebiyat çabamız, yapıtlarımızla birlikte kendimizi de yeniden yaratıp var etmemize aracılık eder; bu yolla, insanlığın temel hastalıklarının sağaltımına katkılarda bulunur.
Mevlâna "Kim olursan, ne olursan gel" derken düşüncesinin yanı sıra edebiyata çok güvenmiş olmalı. Ben de güveniyorum. Yunus'un deyişiyle "Aşk gelicek" ve bir daha gitmeyecek.

- Eser Adı: Haşhaş
- Yayınevi: Sarissa Yayınları
- Yazar: Lütfi Kaleli
- Basım Tarihi: 2008
- Sayfa Sayısı: 336
- Kitap Boyutu: 13.50*21.00
- ISBN: 978-9944-188-08-1
- Ederi: 18 TL
Lütfi Kaleli romanında kendisinin de tanığı olduğu dönemi, Haşhaş üretimi üzerinden, küresel sermayenin ve emperyalistlerin oyunlarını gözler önüne sererek anlatırken, 1970 ile 1980 yılları arasında gençlerin ülke bağımsızlığı için verdikleri uğraşıyı, bu uğraşıda öldürülen, yitip giden gençleri, emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin, ajan ve provakatörlerinin oynadıkları türlü oyunları gerçekçi bir şekilde karakterleri aracılığı ile okura aktarmaktadır.
Bugün ülkemizin içinde bulunduğu konumu daha iyi anlayabilmek, ülkenin bağımsızlığı için verilen uğraşıların neden ve kimlere karşı yapıldığını görmek, yaşananları sorgularken neden sorularına yanıt alabilmek adına, Kaleli’nin akıcı anlatımıyla, an ve anıları yerli yerinde kullanarak kurguladığı romanını okumanızı salık verirken; Haşhaş emperyalizmin oyunlarını, dünle bugün arasında, zamansal ve tarihsel tanıklıklarla anlatmakta, değiştiği söylenen dünyanın aslında pek de değişmediğini, dün ile bugün yaşananların birbirlerine nasıl benzeştiğini ve gelecekte de benzeşeceğini görmemizi sağlamaktadır.

- Eser Adı: Işık Kokusu
- Yayınevi: Sarissa Yayınları
- Yazar: Asım Öztürk
- Basım Tarihi: 2008
- Sayfa Sayısı: 128
- Kitap Boyutu: 13.50*21.00
- ISBN: 978-9944-188-10-4
- Ederi: 10 TL
...
Sularla birlikte büyüdüm
Küçücük bir çakıl taşıydım kumlarda
Işık doğar ya
Gün atları çığlık çığlık iner ovalara,
Başlar sarı otların gürültüsü
Toz bulutlarını örtünürken dal,
Ben ormanın yeşil sesiydim;
Kanayan sokaklardan geldim
Birbirini eriten,
İki demir gibiydik halkımızla
Aynı sudan içmiştik serinliği
Sevdayı aynı türkülerden öğrendik,
Kanayan ten bizimdi;
Yüzyılları bir çınarın gövdesine dayayıp,
Gurbete çıktık,
Yamaçların korku dolu olduğu günler
Yalnız başımızaydık,
Gecekonduyduk, açtık, susuzduk;
Yaşamak akıp giden bulutlar gibiydi
Ak bir örtüyü sıyırıp atarak üstümüzden
Sabahlara girdik,
Yollar bizi götürdükçe kalabalık
Aydınlık bir emek seliydi sesimiz,
Karanlıkla birlikte büyüdük
Uzadı saçlarımız
Çiçekli daldık esintinin önünde
Ne güz dedik, ne de yaz
Tohumsuzluğu,
Dudaklarımızdaki türkü tarlalarından kaldırdık,
Sarışın giysiler biçtik
Boyumuz gelincik kırmızısı
Biz acılarla birlikte büyüdük.

• Eser Adı: Sarissa Ortak Kitap 1
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Ortak Yazılar
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 320
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-04-3
• Ederi: 10 TL
Özlediğimiz dahası özlemini duyduğumuz, çağdaş Türkiye’nin kurulması sırasında yapılan reformlar bugün artık yaşamamızın bir parçası olmuşlardır. Ancak, yaşamımızın dünden bugüne, bugünden yarına seyreden akışı içinde gerek tarih, gerekse dil yönünden bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Geçmiş kuşaklardan kalmış mektupları, yazılı belgeleri, yapıtları okumak ve anlamak, nedeni ne olursa olsun, bugünkü kuşaklar için olanaksız hale gelmiştir.
Demokratikleşmek ve barış içinde yaşamak için, devlet ve toplum, artık birbirlerini suçlamaktan vazgeçmeleri, öncelikle hatayı kendilerinde arayan bir sorgulama sürecini başlatmaları şarttır. Savunduğumuz ve dile getirdiğimiz kültür politikası, tarafların demokratik değerler temelinde, kendi muhasebelerini yaptıkları bir yapılanmanın adıdır.
Geçmişi başkalarının anlattıklarıyla sınırlı olarak tanıyabilen, anlatılanların kaynağına inemeyen, açılan her beyaz sayfayla tarihinin yeniden başladığını zanneden, ortaklaşa belleği zayıflamış bir toplum durumundayız. Tarihimizin ve dilimizin sağlıklı öğretilmemiş olması, onları kimilerinin elinde, çağdaşlığa karşı kullanılan bir araç haline getirmiştir. Bizim üzerinde durduğumuz projenin; yani hedeflediğimiz toplumsal yapının tarihimizle ve dilimizle barışmaktan geçtiğinin bilincindeyiz. Geçmiş tarihimizi öğrenmemiz ve incelememiz, dünle bugün arasında sağlıklı bir köprünün oluşması için gereklidir. Geçmişin incelenmesi ortak belleğimizin tazelenmesine, bugünü yorumlamaya, geleceği kurmaya olanak sağlayacaktır.
Bugünkü kuşakların dünü tanıması, dünden hareketle bugünü yorumlaması, tarihi araştırmalara verilecek öneme bağlıdır. Tarihin araştırılması, yalnızca tarihin kronolojik sırasına göre olayların saptanması ile sınırlanamaz. Olayların geçtiği dönemlerin, iktisadi sosyal ve siyasal yapılarının da incelenmesini zorunlu kılar. Bunun başlangıcı da, “dil” in bizi geçmişten koparmamış olması, düne ait değerleri anlamamıza yardım etmesidir.
Geleneklerin yaşatılması, gelenek ve göreneklerde tek tiplilik anlayışının terki ile mümkündür. Farklı gelenekler bir arada yaşatılırsa, biri ötekine baskı kurmazsa, çok renkliliğin olumlu yönlerinden yararlanılarak, uyum içinde yaşanabilirlik daha da güzele dönüşür. Folklorik değerlerimize sahip çıkmak bizleri güçlendirecektir. Bizler farklı kültürel değerlerin bir arada uyum içinde yaşatılması ve dil, din, yaşam tarzı vb. kültürel değerlerin ko-runmasını ve geliştirmesini sağlamalıyız.
Çağdaş bir toplum yaratmak ve insanlığın evrensel değerlerine ulaşmak, ancak, kendi kültür değer-lerine sahip çıkan ve onun üzerinde yükselmeyi başaran bir toplum tarafından gerçekleştirilebilir. Bizler insanlığın evrensel değerlerinin oluşturulması ve geliştirilmesinin, farklı kültürlerin bu değerlere yapacağı çeşitli katkılarla mümkün olacağına inanırız. Bu nedenle bizler, ne sadece batıda oluşmuş değerlerin basitçe aktarılmasını, ne de bunları yok sayarak, kendi değerlerinin abartılmasını doğru bulur; kendi kültürümüzü abartmadan, onun içine kapanmadan, ama onun olumlu eleştirisi üzerinde yükselerek, diğer kültürlerle buluşmayı doğru buluruz. Bu olayın gerçekleştirilmesinde, okulların bulunduğu yerlerdeki sivil toplum örgütlerinden ve yerel yönetimlerden yeterince yararlanmalıyız.

• Eser Adı: Siyah Pencereler
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Burcu YILDIZER
• Basım Tarihi: 2009
• Sayfa Sayısı: 236
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-265
• Ederi: 20 TL
Burcu Yıldızer, romanını kurarken sevginin kuşatıldığı, ihanetin sevginin önüne geçemediği ve en önemlisi sevginin yüceltildiği, an ve anların yerli yerinde kullanıldığı, gerçek hayatla inanılmaz bir şekilde karşı karşıya getiriyor insanı. Gerçek yaşamda da ihanet, yalnızlık, acı vardır ama bu filmdeki kadar teğet değildir yaşamlarımızda.
Romanın başıyla sonunda okurla buluşup metnin eksenini oluşturan ve yaşadığı yerlerdeki acıları ve sevinçleri birbirleriyle paylaşarak sevgiye dönüştüren insanların yaşamını seriyor gözler önüne…
“Gitmiştin ve gidişinle hayatımdaki boşalan yerinin aslında ne kadar da büyük olduğunun farkına varmıştım. Ortada kabullenmeyi istemeyeceğim bir gerçek duruyordu ve ben bu gerçekle nasıl savaşacağımı bilemiyordum. Yanağımda beliren acı bir tebessümden başka bir şey değildi. Garip bir şekilde sakindim ama böyle olmam normal değildi. Ona karşı nasıl savaşacağımı bilemediğim gibi savaşacak bir gücüm de artık yoktu. Katilim olmuştu en sevdiğim.”
İşte elinizdeki yapıt acınızı, sevincinizi ve aşkınızı olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Çekici bir roman, anlamlı bir sanat emeğiyle karşı karşıyayız.

• Eser Adı: Sokak Köpeği Yalnızlığı
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Ertan AKYÜZ
• Basım Tarihi: 2009
• Sayfa Sayısı: 192
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-272
• Ederi: 18 TL
Canlıların dünyasını egemenliği altında tutan insan salt bir sözcükle ifade edilemez. Bu sözcüğün içi doldurulduğu zaman anlamlaşır ve kimliğinin üzerine oturur.
Ertan Akyüz romanın başıyla sonunda okurla buluşup metnin eksenini oluşturan ve doğduğu topraklardaki özlemi babasının işi gereği; gittiği yerlerde yaşamaya alışırken; yaşama gözlerini açtığı, havasını soluduğu, nimetiyle boy verip serpildiği ülkesini hep güzelliklerle anımsamakta.
Sistemin insanı çürütmek için büyük çabalar harcamasına rağmen, her türlü kirliliğe bulaşmış roman kahramanlarından kimilerinin yerlerde süründüğünü görecek olan okur şaşırmamalı. Edebiyat bütün insanlık hallerini dinler, özümler, tüm insanlık hallerini içinde barındırır.
Romancı Burhan Günel ne de güzel anlatmış edebiyatın hoş görüsünü “Bir katile, işkenceciye, hırsıza, iftiracıya, dolandırıcıya, muhbire; insanlığın yüz karası olan bu hastalıklı kimliklere ve benzerlerine hiç kimse edebiyatçı ve edebiyat kadar hoşgörülü, anlayışlı yaklaşamaz. Yaratıcılığa dayalı edebiyat çabamız, yapıtlarımızla birlikte kendimizi de yeniden yaratıp var etmemize aracılık eder, bu yolla insanlığın temel hastalıklarının sağaltımına katkılarda bulunur.” der.
Beğeniyle okunacak anlamlı bir sanat emeğiyle karşı karşıyasınız.

• Eser Adı: Koçgiri
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Taki Akkuş
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 384
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-07-4
• Ederi: 20 TL
Taki Akkuş’u Sivas’ta yayınladığı “4 Eylül Ortak Kitap”la tanımıştık. (1985) Sivas’ta. Cumhuriyet Üniversitesi akademisyenleriyle işbirliği yaparak edebiyata, sanata katkı niteliğinde önemli çalışmalarda bulundu. 4 Eylül Yayanları’nı kurup ilgi çekici kitaplar da yayınladı. “Umut Yalan” (öyküler,) adlı yapıtı da bu dönemde gün yüzüne çıktı.
Yıllar sonra İstanbul’da Sarissa Yayınları’nda (2008) ilginç bir romanla çıkageldi karşımıza: KOÇGİRİ!
Koçgiri olayı, Ermenilerin ayaklanmasıyla, Türk ve Kürt aşiretlerini yaşlı genç demeden katletmesiyle başlar, Bu tarihsel trajik olayı, Ermenilerin yaptıklarını, Türklerle Kürtlerin birbirine düşürülüp, kırdırılmasını ayrıntıları ve belgeleriyle yansıtıyor, yazar. Tabii perde arkasındaki İngilizlerin, Fransızların ve işbirlikçi ağaların oyunlarını da sergiliyor.
Koçgiri, sadece belgesel bir roman değil; kırsal kesimdeki yoksulluğu, ağa baskısını, o çevrelerde yaşayan insanların ilişkilerini, aşklarını, hüzünlerini, düşlerini, nefretlerini, kısaca bireysel olguları da yansıtan bir roman.
Akkuş’un, doğa, çevre ve kişi betimlemelerinde güçlü bir gözlem var. Betimler canlı ve etkileyici. Dili, yalın ve işlek. Geleneksel kültürden bilinçle yararlanıp kurduğu anlatımı da akıcı ve özgün…
Koçgiri olayı hakkında kaç okur, kaç aydınımız bilgi sahibidir? Bilmiyorum. Ama bildiğim şu: biz, Kurtuluş Savaşı’mızın ve Cumhuriyet’in gerçek tarihini romanlardan öğreniyoruz.
KOÇGİRİ, ilgiyle ve ibretle okunacak bir roman.

• Eser Adı: Umut Yalan
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Taki Akkuş
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 152
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-00-5
• Ederi: 15 TL
Umut Yalan köyden kente uzanan bir yelpaze içinde; doğayla, toplumla, giderek kendileriyle kıyasıya mücadele içinde olan insanların dramatik yaşamının sergilendiği bu yapıtında Akkuş, son on yıllarda tüm gözlerin tek bir noktaya, Güneydoğu Anadolu’ya çevrilmesi üzerine iyice göz ardı edilmiş olan bu yöreyi taşıyor edebiyatımıza: İç Anadolu Bölgesi’ni Sivas’ın kırsal kesimindeki bu ilkel yaşam ve zorlu doğa koşullarında sevecen yürekleriyle, umutla direnen kimi bağnaz koşullanmayla yitip giden insanlarımızın acılı yaşamını öyküleştiriyor “Umut Yalan” da.
“Umut Yalan” bir bakıma ağırlıklı olarak feodalizmin aynalığını yaparken, salt yansıtıcı değil, yanlışların kalın çizgilerle belirlendiği doğru bilinci yönlendiren bir görev de yerine getiriyor.
Feodalizmin çözülüşü, kapitalist ilişkiler, kimi yerdeki birliktelik çok iyi gözlemlerle aktarılıyor, kimi kendi gerçeği içinde sonlandırılırken, kimi de yazarın müdahalesiyle asıl istenen, olması gereken gerçeğe yönlendiriliyor. Burada sanatçı kimdir? in sorgulanması sorgulanıyor denebilir.
Gorki’nin yazarlar için öğütlediği “hayatı derinliğine inceleyiniz ve gözleyiniz” deyişiyle özdeşleşiyor bir yerde. Çünkü bu yaşamın içinde geliyor; çevresini ve insanını iyi tanıyor, sorunlarını biliyor. Tanıklığını yaptığı ortamı güçlü bir gözlemle en ince ayrıntılarına dek yansıtmaya çalışıyor.
Taki Akkuş’un “Umut Yalan” adlı öykü kitabı, öykücülüğümüzde yeni bir arayışın adı olabilir. Yaşamı masaya yatırmak önemli değil ama, masaya yatırılan yaşamın sanatsal ameliyatı önemli. Taki Akkuş, kurgusu, dili ve gözlemlerindeki derinlikle bu ameliyatı başarıyla sonlandırıyor.

• Eser Adı: Yer Değiştiriyoruz Hayatla
• Yayınevi: Sarissa Yayınları
• Yazar: Ahmet Özer
• Basım Tarihi: 2008
• Sayfa Sayısı: 214
• Kitap Boyutu: 13.50*21.00
• ISBN: 978-9944-188-09-8
• Ederi: 15 TL
Yazının pek çok alanında ürün veren Ahmet Özer’in şiirlerinde olduğu gibi yazılarında da çağına tanık bir aydın duruşu görürüz. Son kırk yıllık toplumsal gerçeğimize ayna tutan yazar; yazılarında doğadan, yaşamımızı biçimlendiren olaylardan, kimi kentlerde boy veren kültürel etkinliklerden ayrıntılı olarak söz eder.
Değerlerimizden arda kalan emeğe, onların ortaya koyduğu ürünlere sahip çıkmanın toplumsal bir görev olduğunu savunan Özer, okuduğu, yüreğini yatırdığı kitaplardan da sesler getirir okuruna,
Bir yazarın yaşadığı dönemde çok yönlü sorumluluklar taşıması gerektiğine inanan yazar, bu sorumluluğu da düşünen bir kafa ve duyarlı bir yürekle dünyaya bakabilmek olarak değerlendirir.
“Karadeniz” adlı bir yerel gazetenin “Atlas” köşesinden süzülen yazılardan oluşan bu kitapta, son yıllarda yaşayıp geçtiğimiz ancak isleri silinmeyen pek çok konuyla karşılaşırız.
“Yer Değiştiriyoruz Hayatla”yı bir şairin şiirli dilinden süzülen ve yaşamımıza ışık tutan yazılar toplamı olarak sunuyoruz.

kul olayım kalem tutan ellere...














