yazarlarımız...

Yazarlarımıza aşağıda yer alan panellerden ulaşabilirsiniz. İsimler alfabetik sıra ile verilmiştir.

Ahmet ÖZER

1946 yılında Trabzon/Maçka’da doğdu. Trabzon Lisesi’ni, Fatih Eği-tim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans eğitimi gördü.Değişik öğretim kurumlarında 29 yıl Türk dili öğretmenliği yaptı.

1996’dan bu yana Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi.İlk şiiri 1966’da yayımlandı.Sanat yönetmeni olduğu Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi Kıyı’da, 1981-2008 sürecinde şiirleri, değişik türdeki ürünleriyle yer aldı.

1997–2001 arası 14 sayı yayımlanan Bilkent Üniversitesi Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi 4 Mevsim’in sanat yönetmenliği yaptı. Değişik gazetelerde yüzlerce köşe yazısı yayımlandı. Araştırma-inceleme, deneme, tanıtı, söyleşi... türlerinde kimileri yayımlanmış pek çok yazısı bulunuyor.

11 Şubat 1999 tarihli Cumhuriyet gazetesi Cumhuriyet/Kitap eki, Eylül 2001 tarihli DAMAR Kültür-Sanat-Edebiyat dergisi, Mart/Nisan 2002 tarihli Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, “Yom/ Sanat” yaşamı ve sanatı üzerine özel sayı olarak yayımlandı.

Yurdun pek çok yerinde düzenlenen sempozyumlarda, açıkoturum ve panellerde konuşmacı oldu. Yurtdışında düzenlenen kimi edebiyat etkinliklerine katıldı. Yüzlerce radyo programında pek çok TV etkinliğinde yer aldı. Kıyı’nın kurucusu Ahmet Selim Teymur adına senaryosunu yazdığı yayımlanmış bir belgeseli bulunuyor.

23 kitabının yanı sıra birçok ortak kitapta yazılarına yer verildi, yüzlerce dosyanın editörlüğünü yaptı. Değişik türdeki yazıları yardımcı ders kitaplarına alındı, pek çok antolojide şiirleri yayımlandı; şairler ve yazarlar sözlüklerinin çoğunda, ansiklopedilerde adına madde açıldı.

1981 Nevzat Üstün Şiir başarı Ödülü, 1982 Ömer Faruk Toprak Şiir Mansiyonu,1993 Yunus Nadi Yayımlanmamış Şiir Kitabı Ödülü, 1998 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, 2002 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü alan Ahmet Özer’in yayıma hazır birçok dosyası bulunuyor.

Asım ÖZTÜRK

15.11.1951’de Manisa’nın Selendi ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Selendi’de okudu.Liseyi Manisa Lisesinde bitirdi. Hemen askere gidip askerlik sonrası Buca Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe Öğretmenliği bölümünü bitirdi. İzmir ‘deki tüm sanat etkinliklerine katıldı. Birçok sanat dergisinin çıkarılmasına katkı sondu. (“KÜÇÜCÜK”,”ORTAKLAŞA”, DÖNEM”, “YANIT”) Sanat Koop.’un kurucuları arasında yer aldı.

Bugüne dek yirmi üç şiir kitabı yayımladı. Bunların bir kısmı Almancaya İngilizceye ve Arapçaya çevrildi. Bazı kitapları ödül aldı. Dokuzuncu kitabı olan “ DÜŞÜMDEKİ ALEVLE “ Vedat GÜLER şiir ödülünde mansiyon aldı. Onuncu kitabı olan “ YAPRAK YORGUNLARI “ile Hümanist Enternasyonalin ödülünü aldı. On yedinci kitabı olan “GİTMELERİN GÜZÜ ”yle Sunullah ARISOY şiir emek ödülünü aldı. Yirminci kitabı olan “HİÇLİKLER” e Ege’de Yaşam Gazetesinin Cumhuriyete Kanat Gerenler başarı ve hizmet onur ödülünü aldı. Yirmi üçüncü kitabı olan “ DİL YURDUM “ Avni ÖLEZ 2007 şiir ödülünü aldı.

Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği, Dil Derneği, BESAM Meslek Birliği üyesi.

YAPITLARI

Şiir

1-Üretmenin narçiçeği, 1978
2-Mavi sir sancıda, 1982
3-Acının ırmakları, 1985
4-Yağmur kapıları, 1986
5-Irmağın gözü, 1987
6-Aydınlık budanırken, 1988
7-Petrol tomurcuğu, 1989
8-Sarsılan karanlık, 1990
9-Düşümdeki alevle, 1991
10-Yaprak yorgunları, 1992
11-Körlüğü konuşmak, 1993
12-Yosun tutmuyor yaram, 1994
13-Sensiz bir yüzle yaşamak, 1996
14-Kendi sesimin sesi, 1997
15-Yosun tutmuyor yaram (seçmeler), 1998
16-Eylül tüneği, 1999
17-Gitmelerin güzü, 2000
18-Taylar içiyor gölgemi, 2001
19-Ten odası, 2002
20-Hiçlikler, 2003
21-Üşürken yel uzun, 2005
22-Acıyı renk sandım, 2005
23-Dil yurdum, 2006
24-Işık Kokusu, 2008

Burcu YILDIZER

24 Eylül 1979 Ankara doğumlu. İlkokulu Ordu/Ulubey ve Bayburt/Aydıntepe'de okudu. Ortaokul ve liseyi Kırşehir Hacı Fatma Erdemir Anadolu Lisesi'nde tamamladı. 1998 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünü kazandı. Üç yıl boyunca üniversite radyosunda spikerlik ve program yapımcığı yaptı. Aynı zamanda bir buçuk yıl boyunca da Türkçe Müzik Koordinatörlüğünü yürüttü. 2003 yılında üniversiteden mezun oldu.

İdarecinin Sesi Dergisi ve Sanat Sokağı Dergisinde yazıları yayımlandı.

Halen özel bir şirkette yönetici asistanı olarak görev yapmaktadır.

YAPITLARI

Siyah Pencereler, Mayıs 2009

Burhan GÜNEL

Burhan Günel, 7 Nisan 1947’de Antakya’da doğdu. İlk öyküsünü Mart 1971’de Cumhuriyet gazetesinin aylık sanat edebiyat ekinde, Ökse adındaki ilk romanını 1972’de yayımladı. Yazınsal ürünlerinin dışında, altı yüz bölüm dolayında radyo oyunu TRT radyolarında seslendirildi ve yayımlandı. 90’lı yılların başlarından beri resim eleştirileri ve sergi yazıları da yayımlıyor.

YAPITLARI

Roman

Ökse
Umut Zamanı
Yağmurla Giden
Aksayan
Acının Askerleri
Kalanlar ve Gidenler
Ve O Güzel Kadının Çocukları
Eski Desenler
Yasak Odası
Baraka
Ateş Uykusu
Bütün Zamanlar
Ateş ve Kuğu
Güz De Geçer

Öykü

Sevgi Bağı
Başka Bir Yaz
Dünyanın En Güzel Kadını
Yine Bir Gülnihal
Nergis
Bisiklet Günleri
Evet Aşk
Ateşi Seçtim
Karanfil ve Hançer
Çiçekler Korunağı
Kar Düşleri
Uzun Yol Sürücüsü
Taraça

Şiir

Sonsuz ve Gizli
Adınla

Deneme-eleştiri-inceleme

Benzer Romanlar
Karşı Yazılar

Tarih-yaşantı

Sonsuz Aşkım Hatay

Çocuk kitapları

Evcilik Oyunu (Roman)
Ağlama Bebeğim (Roman)
Dost Eller (Roman)
Sevinç Dolu Bir Akşam (Öykü)
Kayısı Ağacı (Öykü)
Penceredeki Çocuk (Roman)

Ödülleri

Kültür Bakanlığı Çocuk Öyküleri Başarı Ödülü (1979)
Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü (1981)
Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü (1981)
Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü (1982)
Nevzat Üs tün Öykü Birinci Başarı Ödülü (1983) Ömer Seyfettin Öykü Ödülü (1994)
Yunus Nadi Roman Ödülü (1997)
Yunus Nadi Öykü Ödülü (2000)
Yunus Nadi Roman Ödülü (2005)
Truva Kültür Sanat Ödülleri / Yılın Edebiyatçısı Ödülü (2005)

Ertan AKYÜZ

Ertan Akyüz 21 Ocak 1974 yılında Almanya’nın Recklinghausen şehrinde doğdu. 10 yaşında madenci babası emekliye ayrılınca memleketi Çaycuma / Zonguldak’a kesin dönüş yaptı. İki farklı kültür, iki farklı dil arasında çırpınıp durdu. Konuşacağı sözcüklerini kahkahalardan saklaya saklaya sonunda şiire dönüştürdü. 1992 yılında tekrar Almanya’ya döndü ve Kuzey Ren Westfalia bölgesinde Herne şehrinde yaşamaya başladı. Evli ve büyük bir ilaç firmasında çalışmaktadır. Şiire 15 yaşında başladı. Öykü, deneme ve senaryo üzerine çalışmalar yapmaktadır. Avrupa genelinde yayınlanan Türkstar gazetesinde “Dere Sokakta ki Meçhul Adamın Notları “ adlı şiirsel yazılarını 2,5 yıl süresince köşesinde okurlarıyla buluşturdu.

1998 yılında beş arkadaşı ile birlikte “Unutulanların Türküsü “ adlı şiir kitabında buluştu.

Yazarımız ikinci romanı için çalışmalarına devam etmektedir.

YAPITLARI

Sokak Köpeği Yalnızlığı, Mayıs 2009

Ödülleri:

1998: 'Yarından Sonra' adlı şiiri ile Fakir Baykurt ustanın elinden Arkadaş Gazetesi Avrupa birincilik ödülünü,

2001: 'Bir Dosta Serzenişler' adlı şiiri ile Hessen Toplum Gazetesi mansiyon ödülünü,

2002: 'Kan Davası' adlı şiiri ile yine Hessen Toplum Gazetesi ücüncülük ödülünü,

2003: 'Dua' adlı şiiri Bielefeld Kültür Ve Dayanışma Evi şiir ödülünü ve yine öykü dalında 'Bağdat’ın Gülü ve Yalnızlığının Ağlayan Resimlerini Çeken Adam' adlı öyküleri Jüri özel ödülünü,

2003: TRT-INT komposizyon yarışmasında 'Bahar Mektubu' adlı eseri ile Dünyada birincilik ödülünü,

2008: 'Haziran' şiiri ile Hürriyet Gazetesi, Türkshow Televizyonu ve Almanya Türk Öğretmenler Fedarasyonu (ATÖF)'in düzenlediği Avrupa 2008 Edebiyat Yarışması - Şiir Dalı Birincilik Ödülünü kazandı.

Yazarımızın kişisel web adresi:

http://www.herkesdinlesin.com/ertan_akyuz

Lütfi KALELİ

2 Temmuz 1939 Malatya merkezde dogdu. 9 Nisan 1962'de çıkartmaya başladığı günlük SEBAT adlı gazetesiyle siyasal, sosyal ve kültürel çalışmalarda bulundu.On yıl aralıksız yazdı. Yazılarından dolayı soruşturmaya uğradı. 12 Mart darbesinden sonra 18 Mayıs 1971 sabahı gözaltına alındı. Diyarbakır Sıkıyönetim emrine gönderildi ve sorgulandı. Serbest bırakılınca Malatya' dan ayrıldı, Ekim 1971'de İstanbul'a yerleşti. 1974'te kurulan Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) nın ilk üyelerinden oldu. Yönetim Kurulu üyeliği ile Yayın ve Denetim Kurullannda başkanlık görevlerini üstlendi. Hizmetlerinden dolayı TYS'nın 20. yaşını kutlama töreninde (1994) onur plaketi aldı.

1990 yılından bu yana Alevi-Bektaşi dernekleşme hareketinde yer alan ve Anadolu Aleviliği üzerine araştırmalar yapan Lütfi Kaleli, Alevi kimliğinin yasallaşması için dört yıllık hukuk mücadelesi veren ve 04.04.1995 tarihinde Yargıtay'ca onay gören Semah Kültür ve Araştırma Vakfı'nın Kurucu Genel Başkanlığını yaptı. Yurtiçi, yurtdışı panel ve konferanslara katıldı. Çağrılı oldugu Sivas'ta 2 Temmuz 1993 cankırımını yaşadı, ölümün eşiğinden döndü. 1994'te ki anma töreninde ilk kez verilen 1. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü'nün ilk sahibi oldu. Türkiye ve Avrupa'daki örgütlü gücün aynı yıl oluşturduğu Alevi-Bektaşi Temsilciler Meclisi'nin ilk Başkanlığı'na seçildi.

Türk Dili, Şiir Defteri, MEV, Kubbedağı, Cem, Pir Sultan gibi dergilerin yanı sıra, Cumhuriyet, Milliyet, Sabah, Güneş gibi gazetelerde siyasi ve edebi yazılar yazdı.

YAPITLARI

Öykü

-Isdanbilli Gardaşım
-Zöhre Bacı'dan Mektuplar
-Dişliler Arasında
-Dönek

Çocuk Öyküleri

-Gül Üreten Kız
-Horoz Şekeri
-Badem Şekeri

Roman

-Haşhaş
-Görgü
-Kardeşlerin Kini
-Kooperatif Vurgunu
-Köşker İmam
-Güççük Haçça ile Vakarlı Mamo

Araştırma, inceleme, derleme

-Kimliğini Haykıran Alevilik
-Mevlana, Yunus ve Hacı Bektaş Gerçeği
-Sivas Katliamı ve Şeriat
-Binbir Çiçek Mozaiği
-"Alevilik Nedir, Ne Değildir"

Mustafa BALEL

Türk hikâye ve roman yazarı, çevirmen.

1945’te Sivas’ta doğdu. l964'te Sivas Lisesi'ni, 1968'de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü bitirdi. Ardahan Lisesi’ndeki Fransızca öğretmenliğinin ardından burs kazanarak gittiği Fransa’nın Poitiers Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Dünya Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı.

1978-1980 arası İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde 20. yüzyıl Fransız edebiyatı ve çeviri, 1980-1997 yılları arası İstanbul Bahçelievler Lisesi’nde Fransızca ve edebiyat, 1997-2000 yılları arası Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Edebiyat yaşamına 1972’de Yeni Ortam gazetesinde yazdığı kitap tanıtma yazıları ve edebiyat eleştirileriyle başladı. Gazete ve dergilerde yayımladığı öyküler, eleştiriler ve çevirileriyle tanındı.

Ansiklopedilerde çalıştı:

Meydan Larousse,
Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi,
Gelişim Büyük Larousse,
Memo Larousse,
Axis 2000 vb.

Kendi çıkardığı Öykü dergisini yönetti. (Nisan1975-Mayıs 1976, 7 sayı)

Eserlerinde, erkek egemen olarak bilinmesine karşın toplumda el altından uzlaşmalı bir şekilde sürdürülmekte olan anaerkil bir yapının varlığını su yüzüne çıkardığı görülür. Anlatımının sıcaklığı ve insan ruhunun derinliğine inmedeki inceliğiyle dikkatleri çeken, toplum-birey ilişkisi içinde toplumsal konuları işlediği hikâye ve romanlarında belli bir hüzün hâkimdir.

YAPITLARI

Roman

Peygamber Çiçeği (1981-2005)
Asmalı Pencere (1984)

Öykü

Kurtboğan, Ardahan izlenimlerini taşır. (1974)
Kiraz Küpeler, kırsal kesim insanlarını İstanbul’a getirir.(1977)
Gurbet Kaçtı Gözüme, daha çok iç ve dış göç olgusu ağır basar.(1983)
Le Transanatolien (Fransızca,1988 Paris)
Turuncu Eleni, değişik kesimlerden tablolarıyla İstanbul'u işler.(1991)
Karanfilli Ahmet Güzellemesi, aile içi ilişkileri yakın plandan irdeler.(2005)

Gezi Yazıları

Bükreş Günleri (1983)

Çocuk Kitapları

Bizim Sinemamız Var (Roman,1979)
Cumartesiye Çok Var mı? (Roman,1981-1986)
Nöbetçi Ayakkabıcı Dükkânı (Öykü, 2005)
Çember Tiyar (Masal derlemeleri, 2005)
Fındık Kitaplar (Bitki ve Hayvan Masalları, 2005)

Çevirilerinden Bazıları

Çalı Horozu (Le Coq de la bruyère, Michel Tournier)
Altın Damla (La Goutte d'or, Michel Tournier)
Veda Yemeği (Le Medianoche amoureux, Michel Tournier)
Kaynak ya da Çalı (Eléazar ou la Source et le brouissaille, Michel Tournier)
Barbar Düğünler (Les Noces barbares, Yann Queffelec)
Hınç Ayları (Lunes de fiel, Pascal Bruckner)
Güzellik Hırsızları(Les Voleurs de beauté, Pascal Bruckner)
Neçayev Dönüyor (Nétchaev est de retour, Jorge Semprun)
Sünger Avcısı, (Le Pêcheur d'éponges, Panait Istrati)
Banyo (La Salle de bain, Jean-Philippe Toussaint)
Mösyö(Monsieur, Jean-Philippe Toussaint)
Son Sürgün (Le Dernier exilé, Dragan Babić)
Eski Kız Kardeşim (La femme sans tête, Marlène Amar)
Halkın İçinde (Maksim Gorki)
Değirmen (Stoyan Daskalov)

Necla IŞIK

1947 yılında Kilis’te dünyaya geldi. İlkokulu Amasya ve Kilis’te, ortaokulu Yozgat’ta tamamladı. Babasının devlet memuru olması nedeniyle, Anadolu’nun hemen her bölgesinde bulundu.Orta öğrenimine Denizli’de devam etti.

1964 yılında Denizli Kız İlköğretmen Okulu’nun lise kısmını birincilikle bitirdi.

1964–1967 yılları arasında yüksek öğrenimini İstanbul’da, Atatürk Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nde yaptı. Bu bölümden de birincilikle mezun oldu.

1966 yılında, Fransa’da burslu olarak staj yaptı.

1967’den itibaren Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Fransızca öğretmeni olarak çalışmaya başladı.

1967–1973 arasında Adıyaman ve Gaziantep’te lise öğretmenliği yaptı.

1973’te Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nden 1 yıllık burs elde etti.

1973 sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavda başarı göstererek Eğitim Enstitülerinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.

1973–1979 arasında Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü’nde görev yaptı.

1980 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde Fransızca okutmanlığı görevine getirildi.

1980–1996 arasında bugün Marmara Üniversitesi bünyesinde olan Atatürk Eğitim Enstitüsü, Diş Hekimliği Fakültesi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde ileri derece Fransızca gramer, çeviri, konuşma ve metin açıklama dersleri verdi.

1996 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Öğretmenlik yaşamına koşut olarak, şiir, öykü yazmayı, edebi araştırma dosyaları hazırlamayı ve Fransızcadan Türkçeye edebi çeviriler yapmayı önemli bir uğraş olarak devam ettirdi.

YAPITLARI

Şiir

Güz Göndermişsin Aldım (Edebiyat Gazetesi Yayınları, 1990),
Rüzgarın Doğduğu Yer (Edebiyat Gazetesi Yayınları, 1991),
Yol Çatı (Edebiyat Gazetesi Yayınları, 1992),
Göç (BDS Yayınları, 1993)

Öykü

Yusuf (Etik Yayıncılık, 1988),
Üç Kuşaklık Bilmece (AFA Yayıncılık, 1993)

Fransızcadan çeviriler

Suların Ayrıldığı Yer (Alejo Carpentier,roman, Can Yayınları, 1987),
Seksek (Julio Cortazar, roman, Can Yayınları, 1988),
Kum Çocuk (Tahar Ben Jelloun, roman, Can Yayınları, 1989),
Kutlamalar (Adonis, şiir, BDS Yayınları, 1990),
Fatih Sultan Mehmet (Andre Clot, belgesel, Milliyet Yayınları, 1991),
Dalların Güncesi (Adonis, şiir, Dünya Yayınları, 1994),
Fanfan (Alexandre Jardin, roman, Can Yayınları, 1996),
Gezgin Kralın Türküsü (Tahar Bekri, şiir, BDS Yayınları, 1996),
Artemisia (Alexandra Lapierre, roman, Güncel Yayıncılık, 2000),
Ekmeği Taştan (Jean Fréville, roman, Evrensel Yayıncılık, 2005)

Redaksiyonlar

Antik Yunan Uygarlığı (André Bonnard, belgesel 3 cilt, Evrensel Yayıncılık, 2004)

Edebi araştırma ve inceleme dosyaları

Marquis de Sade dosyası (Sanat Olayı Dergisi, 1988),
Guillaume Apollinaire dosyası (Sanat Olayı Dergisi, 1988),
Moskova Duruşmaları (Bakış Dergisi, Kasım 1990, sayı 562),
Anadil, Yabancı Dille Eğitim ve Yabancı Dil Eğitimi (Varlık Dergisi, 1989, sayı 983),
Sürgün Edebiyatı, Edebiyat Sürgünleri (Bağlam Yayınları, ortak kitap, 1996),
Anadil, Yabancı Dille Eğitim (Bağlam Yayınları, ortak kitap, 1997),
Çağdaş Rumen Edebiyatı (Varlık Dergisi, 1989, sayı 986),
Adonis ile Şiir Üstüne Söyleşi (Varlık Dergisi, 1989, sayı 987)

Katıldığı Konferanslar

“Yaşar Kemal ve Mitleri” (konuşmacı, Yaşar Kemal Sempozyumu (Seyhan), 1997)

SARİSSA YAYINLARINDAN ÇIKACAK KİTAPLARI

1. Göç, şiir-çıktı
2 .Üç Kuşaklık Bilmece, öykü
3. Büyülü Öyküler, öykü
4. Devinimler, şiir

Ozan FERTELLİ

Işıklar içinde yat Ozan...Seni unutmayacağız...

Ozan Fertelli”nin yaşam kesiti…

Sanırım okunmaya başlanmadan önce kendimle ilgili bir şeyi açıklamam gerekiyor; pek önemli değil bir noktadan sonra ama her şeyi daha anlaşılır hale getirebilir. Gerçi böyle bir kaygım yok ama en azından okuyana “yalnız değilsin” mesajı verebilir bu anlamsız akışta. Uzatmaya gerek yok:

On iki yaşımdayken rengimin soluk hissedilmesi (annem tarafından) yüzünden kan tahlili yapıldı. Kana ve bedene rengini veren, oksijen taşımakla yükümlü hemoglobin adı verilen kan hücreleri azmış. Bu yüzden altı ayda 2-3 ünite olmak üzere kan almaya başladım. Kan kanserinden ve talesemiden ayıran özellikleri olduğu için başka bir isim konması gerekiyordu fakat hastalıktan ziyade adı sendrom olarak geçiyordu: Myledisplastik sendrom. Ya da kısaca MDS. Bu ad ya da sendrom, farkı bilmeyen oniki yaşındaki bir çocuk için (yeterince) ağır ve yoğundu. Tabi bunun sonunda yıllar sonra bu çocuğun:
“Hiçbir zaman yeterince yeterli değildir.” diye yazacak olması ironi. Tam bu zamanlarda tanrıya olan bilinçli isyan ve ayaklanmamın tohumları atıldı ve yazmaya başladım. Şiirle başlayan öykü hikâyeyle devam ediyor şimdilik ileride ne olacak göreceğiz.

MDS’nin Türkçe anlamı nedeni belli olmayan kan hastalığı ya da sendromu ne fark ederse. Bunun iyileşip normale dönmesi, her tür kan hastalığının nihai çözümü, tedavisi olabildiğince yüksek, ilik nakli ise çok zor bulunuyor. Bu ilik vericisi en yakın akrabalardan olabildiği gibi tamamen uzak yabancılardan da olabilir. Ablamın ilik dokuları %100 uyduğu için başka insanlardan arama şanssızlığını yaşamadık. Çoğunlukla yanımda ailem (annem, babam, ablam) vardı. En büyük destekçilerim ve tek yaşam daya-nağımdılar. Bu ilik nakil olayının gündeme gelmesi, Türkiye’de doktorlardan tatmin olamayacak şeyler duyduktan sonra zar zor askeri atama sayesinde (babam GATA aracılığıyla) yurtdışında İngiltere’de, tedavi olanağı bulduk. 1994 yılında ve ileride ilik donörümün (ablamın) olası bir ilik verememe durumuna karşı onun iliği alınıp dondurularak saklandı ve ileriki yaşantımda, buna karar verilene kadar beklendi. 1994 yılından 2000 yılına kadar 2-3 yılda bir, duruma göre gidilmek suretiyle, çünkü bu sürede tıp gelişir de yeni bir tedavi ya da başka bir şey bulunur diye beklendi, Ankara’da 6 ay aralıkla başlayan kan almalarım önce 3 aya sonra ayda bire ve en son 15 günde bire indi. Bu sıklıkla aynı doğrultuda vücutta biriken demir oranı (ki alınan kanla birlikte artar bu değer) arttığı için desferal adında bir ilaca başlamam gerekti; deri altına bir pompa yardımıyla 8-10 saatte (kilo ile verilen grama bağlı) enjekte ediliyor. 8-10 saat hareketsiz kalıyorum, ya da en azından kısıtlı hareketle bağlanmak için en uygun zaman uyurken gecedir. 1999 yılının yazında, kan verme sıklığı sene başında 15 güne inince bu pompanın gün sayısı haftada 5 güne çıktı. Bu her hafta cumartesi, pazar haricinde akşam 9-10 gibi evde olup yatmak demekti. O kadar uzun boylu değildi, her ne kadar (her) gece çıkmamı sağlayacak bir yaşantım olmasa da eve zorunlu bağlanmak can sıkıcıydı. 1999 Martında hayatımı etkileyecek birkaç gelişme oldu: sevgilimden ayrıldım, müzik grubumdan atıldım, radyodan ayrıldım. Hayatımın dönüm noktasıydı. Benim artık tek derdim doku nakliydi. 1999 yazı pompa dehşetiyle sabotaja uğrayınca yaz sonu düşüncelerim sonuca; doku naklini olmaya karar verdim. Bunu fazla uzatmak istemiyorum. Zaten (yeterince) yazdıklarımda etkisi var.

17 Mart 2000 tarihinde ilik nakil yapmak üzere 10 gün öncesinde Londra’da ön hazırlıkların yapılması için hastaneye, yatırıldım. İki kapının ardındaki on ikinci kattaki hastane odamın dışarıya bakan her yeri camdı ve kapıların arasında yere oturup içerde (bana) bakılabilecek cam vardı. Tamamıyla steril olan odaya dışarıdan girecek olanlar ellerini yıkayıp her yerlerini kapatacak şekilde örtündükten sonra girebiliyorlardı. Nakil sadece donörden alınan (yoğun kan gibi) kırmızı ilikten oluşan bir sıvının damar yoluyla verilmesiydi. Bu olayı zorlaştıran tek şey vücudun yeni iliğe tepki vermemesi, yabancı madde olarak algılayıp saldırmaması için vücudun bağışıklık sistemini en aza (sıfıra) indirgemek. Bunun için o on günlük hazırlık dönemi, sıfıra indirgenme dönemi nakilden önce yazdıklarımda imza olarak ve bazen takma isim olarak kullanmıştım o ismi; sıfır, ironik bir şekilde. Ve steril odanın zorunluluğu da buradan kaynaklanıyordu. Mikropsuz tamamen her türlü mikroptan arındırılmış oda. Garip bir on gün geçirme deneyimi yaşadım yoğun duygular içinde, belirsiz günlerin yaşanacağı bir gelecek arifesinde olduğumun farkında olup bekleyip görmekten başka seçeneğimin olmaması; dahası fiziksel olarak da kötüsün ve bedenine yabancılaşacağın değişimler yaşıyorsun. Beyaza yakın bir renge bürünüyorsun, saçların, kaşların hatta kirpiklerinin (vücudundaki bütün tüylerinin) dökülmesini sağlayacak kemoterapi alıyorsun. Biraz da radyoterapiye maruz kalıp tiroid bezinin “normal çalışmasını engelleyecek kadar ışın alıyorsun. Bunların hepsi bağışıklık sistemini sıfıra indirgemek ve uslu bir alıcı (host) olman için. Bu on günün son günlerine doğru donöründen (graft) gelişen tıp sayesinde ilik yerine kök hücre denen kanın belli bir kısmını topluyorlar ve nakil yapıyorlar.

Her şey iyi gelişti; nakil 17 Martta yapıldı ve 3 hafta nakil sonrası gözetim altında bulundurulduğum zaman başladı. Yavaş yavaş eski hale dönüşümü gözlemlemek garip ve hoş bir şeydi; sabah daha fazla saç görmek kafanda ve buna alışmak, dökül-meyeceğini bilmek, renginin artık olması gerektiği gibi (bilinçsiz 12 yaş altındaki gibi) belki de ilk defa hatırladığım rengimin kırmızıya yakın olması ve bunların değişmeyeceğini umut etmek... Buna karşın üç hafta değil, haftalarca sıkılmak iyi bir şeydi; kafamı meşgul eden günlük kan tahlillerinin kötü çıkması sonucu olası yaşayacağım (başka) yeni tıbbi şeylerin olmayacak kadar sıkıntı içinde olmam iyiydi. Artık kuşkularım sıkıcı bir hal aldı. Yine de Kötü bir şey olmasından çok daha iyiydi.

Bu naklin ve diğer organ nakillerinin ortak noktası GVHd denilen graft versus host hastalığıdır. Host’un, yani bu durumda ben ve vücudumun (alınan organa) bu durumda kök hücreye, yani graft’a karşı tepki vermesi, yani donörümün, (ablamın) dokularına. Bu doktorlar tarafından istenen ama yeteri kadar olması arzulanan bir tepki; bunun olması alınan organın normal işleyişine başlamış olduğunun göstergesi. Ama aşırısı hayati sorunlara gebe… Bu her ne kadar arzulanan bir şey olsa da kontrolde tutacak bir tedavi şart. Bu tedavi çelişen şekilde ama mantıklı gibi(?) vücudun bağışıklık sistemini baskılayacak ilaçla birlikte steroid tedavisi. Bağışıklık sisteminin baskılanması zaten yeni toparlayan vücuda pek ağır bir tokat değil sadece zorlu bir engel niteliğinde. Fakat steroid çok nankör bir ilaç; çünkü hem iyileştirme hem de vücudun kalsiyum deposu kemikleri deforme etme işlevleri var. Ayrıca açlık hissini her daim hissettiriyor ve dolayısıyla yedirtiyor. Kilo aldırtmanın dışında bir de vücutta şişkinlik oluşturuyor. Bu tedavi beklendiği gibi devam ederken, bağışıklık sistemini baskı altında tutulduğu için fırsatçı enfeksiyonlara çok müsait bir mekân hazırlanmış oluyor. Tüm olay, (hikâye) burada başlıyor. Plansızlık, belirsizlik hayatımın iplerini burada, tam da bu anda ellerine geçiriyor ve bırakmaya hiç niyetli değil gibi. Ben de kendimce ondan aşağı kal-mıyorum. Kim daha inatçı göreceğiz…

Toksoplazma denilen daha çok kedi, köpek gibi ev hayvanlarından geçen ve yine daha çok karaciğerde oluşan bir tür enfeksiyon benim beynimin sağ tarafındaki bölümde konuşlanmayı seçti. Her hangi bir neden olmaksızın herkeste olabilen ve bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlarda bu fırsatı değerlendiren bir (beyin olması ihtimalinde ölümcül olabilecek) enfeksiyon. Şanssızlık, çok sorgulamanın ardından çıkan yorumum.

2000 Eylülde ortaya çıkan yeni hastalığın tedavi ilaçları var, fakat çok zor dize gelen bir hastalık. Türkiye’de 12 kez (benden önce) görülmüş. Bunların 10’u öldükten sonra otopside belli olmuş, 2’si de tedavi sırasında kaybedilmiş. Ben 13.cüyüm (sayılara dikkat). Çok ağır ilaç tedavisi var. Günde 12 tane her biri 0.5gr. antibiyotik ve birkaç ilaçla birlikte. Tabi toksoplazma olduğunu anlayabilmek için 2 kez açık beyin biyopsisinden sonra. Bu hastalığın götürüleri psikolojik götürülerinden başka denge, konuşma ve vücudun sol tarafı bozuldu. Denge ve konuşma merkezleri bu hastalığın lezyonları tarafından kaplandığı için normal işlevlerini göremeyecek şekilde etkilenmişlerdi. Vücudun sol tarafı da beynin sağ tarafının lekelerle dolu olması yüzünden normal hareketleri koordinasyon eksikliği sorunuyla yapmaya çalıştı ve tabi yapamıyordu. 3 ay oradaki tedaviden sonra o gerçek ilacın yan etkilerinin çok fazla olması nedeniyle ilaç değişikliği yapıp bizi Türkiye’ye gönderdiler, daha çok benim ısrarlarım sonucu. 2000 Aralık başı geldiğimiz Türkiye’den 2 hafta sonra hastalığın çok daha ağırlaşması yüzünden ambulansla uçağa ve uçaktan ambulansla Londra’daki hastaneye yetiştirildim. Bu sefer toksoplazma 2.inci kez ilaç değiştirilmesini fırsat bilerek beynin her yerini kaplamış. Ama ağırlığı beynin sol tarafına vermiş; bu nedenle artık sağ elimi kullanamıyordum; oysa ben yazmayı çoktan seçmiştim.

2001 Martında ilaç tedavisine Türkiye’de devam etmek şartıyla döndük. Toksoplazma tedavisi bir süre sonra bitti. Denge, konuşma zor da olsa düzeldi eskisi kadar iyi olmasa da. Yalnız sağ el çok az da olsa bazı işleri yapar duruma geldi ama hala ince işleri yapamayacak kadar acemi, yazmak gibi, ince kırılgan işleri… Bağışıklık sistemine bırakılmışken toksoplazma kırıntıları, eski GVHd’miz ağır bir şekilde geri geldi. Pek geri denemez çünkü na-kilden sonra 5 yılda büyük bir çoğunluğunun bittiği açıklanamasa da biliniyor doktorlar tarafından. Her neyse GVHd vardı sonuçta ve tedavisi vücudun bağışıklık sistemini baskılayacak ilaçla birlikte steroid tedavisiydi. Öyle de oldu; GATA Romatoloji Bölümü kontrolünde bir yıl boyunca bu tedavi uygulandı. Yanlış bir tedavi sonucu değil ama beklenebilecek bir şekilde 3.üncü toksoplazma hortladı. Ve dünya tıp literatürüne girmeye hak(?) kazandırarak; 3 kere yakalanıp atlattım. 2003 Ocağının başında 6 aylığına gittik yine Londra’ya. Yine zor geçen 6 ay sonunda toksoplazmayı yine hallettikten sonra 2003 Temmuzunda döndük. Bu sefer de kalçamın sol tarafının sol femurunuzun zaman steroid kullanımı nedeniyle deforme olduğunu öğrendim ve fizik tedavisiyle düzelebileceği söylendi. Uzun bir süre fizik tedaviye giderek femur başı tamamen parçalanmış. 2003’ün 13 Aralığında sol kalça femur ameliyatı oldum. Birkaç ay sonra bizim meşhur steroidin gözlerde katarakt oluşturduğunu öğrendim. İki gözden birkaç ay arayla katarakt ameliyatı oldum. Ve halen yine steroide bağlı olarak diş sorunları yaşıyorum.

Şu an toksoplazmayla ilgili bir tedavi görmüyorum, bağışıklık sistemine bırakılmış durumda. Fakat 5 yıl dolmasına rağmen GVHd hafif de olsa sol diz, sağ ayak bileği, sol omuzda devam ediyor. Tedavi malum nedenlerle göze alınamıyor. En ağır sol omuz ve sol el bileği hasar görmüş durumda GVHd’den. Sol omuz sürekli bir sıvıyla doluyor ve çekiliyor. Sol el parmakları dirseğe kadar olan kasların kısalması yüzünden 90 derece bükülmüş durumda. Mayıs başı gibi sol el ve sol omuz ameliyatım vardı. Oldu, bitti yine hayattayım işte. Ve bu arada hala ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde son sınıfta okuyorum. 1996 ODTÜ Jeoloji Mühendisliği girişli, 1998 Sosyoloji yatay geçişli ve 4 yıla yakın kayıt dondurmalı olarak. Nietzsche haklıymış beni öldürmeyen şey, beni güçlendirirmiş.

Son olarak bir şeyi birine/birilerine adamaktan pek hoşlanmam ama (hep bir ama vardır) hayatımda onlar olmasaydı, desteksiz baş edemezdim, üstesinden gelemezdim. Donörüm ablama Elif’e, annem Zerrin’e ve babama Oğuz’a çok teşekkürler...

Devam edecek.

Devam etti: 2006 Mayıs 12’sinde, sol el parmaklarımın bükülmesinin nedeni olarak görülen dirseğe kadar olan kasların kısalması sorunu kasları serbest bırakma ameliyatıyla aşıldı. Gerisi fizik tedaviye bırakıldı. Aynı ameliyatta “hazır elimiz değmişken” mantığıyla sol omuzdaki dolan sıvının dolduğu kese alınarak olay kökünden çözüldü sanıldı. Sanıldı çünkü bu keseden bir tane daha varmış aynı yerde; şimdi o doluyor. O da ne yaparsak yapalım vücut bir yerden bu tepkiyi verme konusunda inatçı, en azından gözümüzün önünde ve yerini biliyoruz, mantığıyla alınmıyor.
GVHd’nin hafif hissedildiği sol diz Haziran başından beri ‘hafifliğini’ oldukça arttırdı ……

DEVAM ETMEMEYE KARAR VERDİM.

YAPITLARI

Düğüm Noktası Kum Saati Meydanı

Taki AKKUŞ

Taki Akkuş, Sivas’ta doğdu. Sivas İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Uzun süre öğretmenlik yaptı.Edebiyatla ilişkisi öğrencilik yıllarında başladı. ( Ilgaz, Oluşum, Karşı Edebiyat, Edebiyat81, Öğretmen Dünyası, Yugoslav Çevrem, Temmuz, Dönemeç, Eylül, Öykü, 4 Eylül Ortak Kitap, Berfin Bahar, Dergibi, Birikinti, İzedebiyat, Edebiyat Dünyası gibi dergilerde öyküleri, yazıları yayımlandı.)1985 yılında 4 Eylül Yayınlarını kurdu. Eylül Sanat ve Edebiyat dergisini çıkarttı ve yönetti. (12 sayı) 4 Eylül Yayınları, 1985-1986 yıllarında “Eylül” sanat ve edebiyat dergisi yanında, Türkiye’de ilk kez; dil, sanat, edebiyat, felsefe, toplumbilim, halkbilim içerikli bir “Ortak Kitap” yayımladı.

4 Eylül Ortak Kitap- 1 (170 sayfa)
4 Eylül Ortak Kitap- 2 (275 sayfa)

1986’da Impetus (Toplumsal Bilimler ve Felsefe için) adlı İngilizce ve Türkçe kitabın yayınını yönetti.

YAYIMLANMIŞ YAPITLARI

Umut Yalan, öyküler, 2008
Koçgiri, roman, 2008

Gençlik Dizisi

Kırçiçekleri, öykü-masal, 2008
Köyümüz, roman, 2008
Zümrüd-ü Anka, masalımsı
Altın Kuş, masalımsı
Uğursuz Köşk, masalımsı

Bilge Çocuk Dizisi 1

Bilge Kaplumbağa
Kedicik ile Martı
Kelo ile Selo
Minik Karınca ile Serçe
Topal Karınca
Terminatör Kırmızı Karınca
Kınalı Kuzu
Yürek Ana
Kızak
Kanaatsiz Leylek

YAYIMLANACAK YAPITLARI

Aynanın Körlüğü, öyküler
Can Erenler, roman

Gençlik Dizisi

Muradına Nail Olmayan Dilber, masalımsı
Gülendam, masalımsı

Bilge Çocuk Dizisi 2

Havhavcık ile Miyavcık
İhtiyar Musanın İnadı
Yılanla Tilki
Mahalleyi Cinler Bastı
Çilli Tavuk
Keloğlan ile Kuyudaki Dev
Keskin Nişancı
Sığırcıklar
Ana Kadınla Tilki
Horoz Masalı

Taylan AYIK

1974 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta, lise ve üniversiteyi İstanbul’da tamamladı. 1995 senesinde Marmara Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. 1995-2001 yılları arasında çeşitli reklam ajanslarında tasarımcı grafiker olarak çalıştıktan sonra 2001 senesinde resim öğretmeni olarak atandı. 2007 senesinde çocuk kitaplarına çizmeye başladı. Halen Sarissa Yayınları’nın çocuk kitaplarına çizmektedir. 2008’den itibaren Ankara’da yaşamaya başlyan Taylan Ayık aynı zamanda resim öğretmenliğine devam etmektedir.

kul olayım kalem tutan ellere...

  • Meclis Mahallesi, Teraziler Caddesi, Sarı Belde Sitesi, N1 Blok D:4 34785 Sancaktepe-İSTANBUL
  • T: 90 216 384 8334
  • F: 90 216 384 8332
  • bilgi@sarissayayinlari.com

Akol İnşaat

Sarissa Yayınları,

Akol İnşaat, Şehir Planlama, Gayrimenkul Değerleme, Yayıncılık ve Turizm San. Tic. Ltd. Şti. kuruluşudur.

Eser İsteği

Edinmek istediğiniz eserin ederini aşağıda belirttiğimiz hesap numaralarından herhangi birine yatırdığınızda istediginiz eser 2 gün içinde tarafınıza gönderilir ve kargo ücreti tarafımızca karşılanır.

Posta Çeki Hesabı:

Takki Akkuş: 5501208

Akol İnşaat Hesap No:

Finansbank İçerenköy Subesi Hesap No: 14246655

sarissa...

fırtına tanrısı

Sarissa Yayınları